Sen ezilenleri özgürleştirmeyi değil, onların çobanı olmayı isteyenlerdensin gerçekte. İşte onun için insanların senin taraftarın olmasını istiyorsun. Olmazlarsa, eğer iktidarı da eline alırsın vay onların haline; toplama kampı mı olur, hapishane mi, infaz mangasının önü mü tarihte sıkça görüldüğü gibi, kim bilir?..
Evet totalitarizm, aşırı sağ, faşizm, ırkçılık, dinci radikalizm, fanatizm dünyada giderek yükseliyor. Devletler teknolojiyi artık iktidarın bir aracı, bir kontrol ve iktidar mekanizması olarak kullanıyorlar. İktidar artık dışsal bir etken olmaktan çok, – Foucault’nun tezinde olduğu gibi- insanın direkt olarak bedeninde, beyninde şekilleniyor.
Volin’in söylediği gibi “devrimci hükümet” diye bir şey olamaz. Devrimci ve hükümet ya da devlet kelimeleri yan yana gelemez. Çünkü devlet ya da hükümet hükmedendir, doğası gereği dayatandır, özgürlüğü kısıtlayandır, baskı uygulayandır. Devrimci olmak ise sürekli gelişmeyi, ileri gitmeyi ve özgürleşmeyi gündeme getirmektir.
İçinde bulunduğumuz sosyal medya çağı ile ne kadar uyumlu bir söz, onu iyi açıklıyor. İnsanlar sosyal medyaya baktıklarında sanki aynaya bakmış gibiler. Yalnızca kendilerini görmek istiyorlar. Kendilerine hayranlar. Başkalarını ise kıskançlıkla, küçümsemeyle izliyorlar çoğu zaman. Şişmişiz şişebileceğimiz kadar, bundan sonrası patlama… Kendimize doğru bir patlama.
Yine kültür ve iletişim alanında çalışmalara yürüten Neil Postman,entelektüalizm sonrasından söz eder. Televiyon üzerine eleştirel çalışmaları vardır, tıpkı Baudrillard gibi. Günümüzde yaşasaydı sosyal medya alanında çarpıcı düşünceler ortaya koyabilirdi. Ne yazık ki 2003 yılında hayata gözlerini yumdu.
Ancak politikacının hedefi sorgulayan, gören, eleştiren bu kitle değil, kendisine körü körüne inanan, onu ilahlaştıran ve onun her dediğini doğru kabul eden, kendisinin dayandıǧı kitlesidir. Dolayısıyla onun bu söylemleri, sorgulayanlar açısından her ne kadar trajikomik görünse de, kendisi açısından hedefini bulmaktadır. Demagoji işte bu yüzden tarihsel olarak politikacıların vazgeçilmez yöntemi olmuştur.
Vassaf, kitabında çeşitli başlıklar altındaki kısa denemelerinden bir bütün oluşturmuş. Bu denemelerde filozofların sözlerinden de yararlanarak, kendisine yeni pencereler açmış. Eğer hâlâ okumadıysanız bu kitabı sevebilirsiniz. En azından okumaya değer, sevmeseniz de diye düşünüyorum.
Freud, “Kitle Psikolojisi” kitabını yazdığında, Le Bon’un bu kitabından geniş olarak yararlanmış ve kitabı övmüştür. Hatta denilebilir ki Freud bu kitabını Le Bon’un kitabından yola çıkarak yazmıştır. Ama aynı zamanda eleştirel yaklaşır bu kitaba. Başka birkaç kitabı da daha kaynak almıştır Le Bon’un kitabının yanısıra.
Tarih bir ideolojiyi, partiyi, liderleri aklama yeri değil, bir yüzleşme ve hakikati ortaya çıkarma alanıdır. Hakikati ne kadar çarpıtır ve gizlemeye çalışırsanız çalışın, onu sonsuza kadar gizleyemezsiniz.
Bir popüler kültür ikonu olduğu söylenen Kahlo, son yıllarda bir sosyal medya fenomeni haline de dönüşmüştür. Sosyal medyada belki onun trajik ve her yanına hüzün sinmiş hayatı ilgi görüyordu.