Bize Osmanlı’dan kalan ise cemaat kültürüdür. Cumhuriyet de bu kültürü yıkamamış, sağdan sola, derneklerden partilere tüm kurumlara bu kültür egemen olmuştur. Cemaat kültüründe birey yoktur ya da birey en aza indirgenmiştir. Birey sadece cemaatin bir parçası, cemaat kültürünü sorgulamadan ona itaat etmesi beklenen bir vidadır.
En ağır yabancılaşma, kişinin farkında bile olmadığı yabancılaşmadır. İnsan artık gezegenler ve yıldızlar kadar kendisine uzaktır. En kalın perdeleri çekmiş, en yüksek duvarları örmüştür kendi iç dünyasının üzerine. O artık yabncılaşmanın ta kendisidir.
Sonra şöyle düşündüm: Bir kişi bir yazarı takip ediyorsa sosyal medyada, o yazar yüzde yüz bu kişi gibi mi düşünmelidir? Ya da insanlar yüzde yüz kendileri gibi düşünen insanları mı takip etmelidir?
Bu noktada yazar, iktidar kavramının hangi ideoloji ya da inançla yükselirse yükselsin hep aynı kaçınılmaz sona doğru ilerlediğini tespit ediyor. Max Stirner’in “Devrim, şu bildik efendiyi tahtından indirdi ama, Efendiyi yok etmedi;” dediği gibi .
Bu noktada kişi artık aldatmacanın kendisini gerçek sanmaktadır. Zaman içinde aldatmaca gerçeğin kendisine dönüşmüştür bu kişi için. Tam bir yanılsama yaşamaktadır. Ve aldatmaca yeri gelir gerçekten çok daha güçlü olur bu giderek fanatikleşen kişi için.
Ve eşitlik tıpkı özgürlük gibi birtakım bahanelerin ardına gizlenerek ertelenemez. Onu ertelediğinizde yaşayamaz. Bir kelebek gibi o an olur. O zaman özgürlük ve eşitlik iç içedir, birbirinden koparılamaz. Özgürlük ve eşitlik hemen, şimdi ve burada demek gerekiyor, etiketi ister sağ isterse ‘sol’ olsun her tür sisteme ve her tür devlete karşı…
Bütün değerleri ve inançları sorgulayan bir yalnız filozof Sade. Öldükten sonra oğlu muazzam el yazması yapıtlarını yaktı. Ama yine Sade kalan yapıtlarıyla günümüze kadar ulaştı
Benim mahallem özgürlük mahallesi, tüm insanları kapsayan ve sonsuzluğa açılan özgürlük bahçesi. Orada her şey gerçek ve hakikatten oluşuyor. Kendini kandıran, gerçeğe gözlerini kapayan, sorgulamayan, her şeye inanan, hatta inanmak isteyenler değil; gerçekten özgür, eşit ve kahramanlara inanmayan insanlar var orada.
Fuat hemen evden kaçar, ayakkabılerını da eline almıştır. Böylece serseri gibi akşama kadar gezer sağda solda. Aç kalır hatta. Akşam olduğunda bile eve gitmeye cesaret edemez. Evin yakınında kapıyı gözetler; birden babasının eve doğru geldiğini görünce, hemen babasının yanına gider.