Süper Kahraman Değiliz, İnsanız

Açgözlülük
Açgözlülük işte birçok belanın, hatanın, yanlışın nedenlerinden biri de bu değil mi?

Hayatımızda belirleyici anlar vardır ve o anlar belki bir dönüm noktasıdır ve onları hep hatırlarız; dolayısıyla anlar içinde yaşarız sürekli ve bu anlardan bazılarını hatırlarız, çoğunu hatırlamayabiliriz. Çünkü çoğu önemsiz gelir bize bu anların, ama bazı anlar hiç unutulmaz. Bu nedenle, hayatımız hep denildiği gibi, sadece anlardan ibarettir. Bir an gelir ki zamanın yavaş geçtiğini düşünürüz, bir an gelir zamanın çok hızlı geçtiğini düşünürüz. Bu da belki anlarla olan ilişkimizin ve o anki psikolojik durumumuzun bir yansımasından ibarettir.

Oysa insanlar senden onlara karșı her zaman iyi olmanı beklerler; her zaman anlayışlı, hoşgörülü, vicdanlı, her zaman en’lerin hepsini isterler. Ve tek bir kez bile hata yaptığında, bunu affetmezler. Çevrendeki insanlar, dostların, yakınların, herkes senden bunu ister; her zaman iyi olacaksın onlar için, her zaman en iyisini yapacaksın onlar için yine. Dolayısıyla yanılma, boșverme, unutma hakkın yoktur; yanıldığın zaman kimse hoş görmez seni. 

Derler ki: “Bir insanı kırk gün sırtında taşı, bir gün indir; senden kötüsü yoktur.” İşte o hesap, insan sanki süper bir kahramanmıș gibi davranması beklenilen bir kişi oluyor toplum tarafından. Ve birçoğumuz bu yanılsamayla kendimizi süper birer kahraman sanıyoruz. En adaletli, en vicdanlı, en şu, en  bu v.s. olduğumuzu düşünüyor ve bir yanılsamaya düşüyoruz. Oysa biz insanız, yanılabiliriz, hata yapabiliriz ki, yapıyoruz zaten. Dolayısıyla bunlar çok doğal şeyler. Geleceğe bakıp bu hataları nasıl tekrar yapmayacağını düşünmek, geçmişte kalıp bunlara pişman olmaktan daha iyi değil mi?

“Her zaman iyi olmak zorunda değilsin.” (Matt Haig: Gece Yarısı Treni, Domingo Yayınevi, Çeviri: Kıvanç Güney, Haziran 2026, sayfa 161.)

Ben hata yapmaya, bilerek olmasa da devam edeceğim; çünkü bir insanım ve hayat da hatalar zincirinden oluşur. Önemli olan bu hataları bir kez daha yapmamak için onları analiz etmek, onlarla yüzleşmek ve sevdiklerini kırmadan, kırmamaya çalışarak ve özen göstererek iyi bir hayat yaşayabilmek. Mümkün olduğunca, kimseye kötülük yapmadan. Hata yapmak, kötülük yapmak anlamına gelmez. Ben hiçbir zaman mükemmel insanlardan olmadım, olmayı da düşünmüyorum; çünkü bu hiç de doğal bir durum değil. 

İnsanın kendisiyle her an, her gün yeniden yüzleşmesi gerekiyor. Süper kahraman değiliz, insanız.

“İnsan bir şeyleri değiştirebileceğini düşüne düşüne kafayı yer, derdi annem. Bazen de her şey olması gerektiği gibidir.” ( Age, sayfa 139.)

Çocukluktan itibaren çoğumuz bir şeyleri değiştirmeye çalışırız; ya başkalarını, ya aile içindeki kişileri değiştirmeye çalışırız. Ya da dünyayı değiştirmeye çalışır, büyük hayallerimiz vardır. Ama yıllar geçer, gel gör ki bakarız; ne yakın çevremizdeki insanları değiştirmeyi başarabilmişiz ne de dünyayı. 

Ve işin en trajik yanı kendimizi gözden kaçırmışızdır. Çünkü hep dışarıdaki şeyleri değiştirmeye çalıştığımız için, aslında esas olanın kendimizi değiştirmek olduğunu unutmuşuz. Dolayısıyla da bu durum insanı hem psikolojik yönden olumsuz etkiliyor, hem de kendisini kandırmasına neden oluyor. Çünkü olayları, olguları ve kavramları olduğu gibi değil, olmasını arzu ettiğimiz gibi görmeye çalışıyoruz. Bu da hayatımızı tamamen bir yanılsama dünyası üzerine kurmamıza neden oluyor. 

Oysa her şeyi olduğu gibi kabul edip, ondan sonra kendini de değiştirmeye çalışarak etki yapmak çok daha doğru bir yoldur; ama çoğunlukla gözden kaçırıyoruz. Aslında denildiği gibi; dünyayı değiştirmek, kendini değiştirmekten geçer. Ama sen kendini olmuş, her şeyin farkına varmış olarak tariflersen, bu tarif üzerinde değiştirecek bir şey de yoktur; başkalarını ve dünyayı değiştirmeye çalışırsın o zaman.

Dünyayı değiştirmeye çalışmak elbette güzel bir şey, ama bunu kendini değiştirmeden yapmak dediğim gibi büyük bir yanılsamaya yol açıyor. Ve bu sürekli de olmalı, tek bir seferde olup biten bir süreç değil, bu sonsuz bir süreç.

Açgözlülük

Açgözlülük işte birçok belanın, hatanın, yanlışın nedenlerinden biri de bu değil mi? İnsan açgözlü olduğunda daha fazla, daha fazla isteğiyle kamçılanır ve doymaz. Ne kadar elde ederse o istediği şeyi, daha da fazlasını ister. Yani susadıkça su içer, su içtikçe daha fazla susar gibi bir şey. 

Örneğin şu dünyanın her tarafında yaygın olan dolandırıcılıklara bakalım; bunların başarılı olmasının en büyük nedenlerinden birisi açgözlülüktür. Önceki gün bir arkadaşımla da bunu konuşmuştuk ve eşimle de konuşmuştum geçenlerde. 

Açgözlülük olmasa insan bu dolandırıcılık sarmalına girmez, kurtulur ondan büyük ölçüde. Yani açgözlülük, insanın başına ne geliyorsa ona neden oluyor. Örneğin hırslarından arınmış, açgözlü olmayan bir insan, bulunduğu yerde sakin bir şekilde yaşamaya gider ve diğer insanların, dolandırıcıların ya da başkalarının ona önerdikleri şeyleri dikkate almayabilir. 

Daha fazla, daha fazla… İşte insanı öldüren budur. Daha fazla, daha fazla; daha az, daha az… Yeterli derecede; insanın mutluluğunun ve huzurunun en büyük nedenlerinden birisi budur. Sen kendine yeterli olduğunda, fazla bir şey istemediğinde, kendine yeterli olan șeylere zaten sahip olduğunu böyle düşündüğünde ve daha fazla sarmalına girmediğinde kişisel huzurunu da yakalamış oluyorsun. Böylece artık daha sakin ve belirsizliğin daha az olduğu hayatına iradi müdahale yapmış oluyorsun.

Geçenlerde Brezilya medyasında okuduğum bir örnek olayı aktarmak istiyorum. Bir dolandırıcıda sözde 11 milyon real ödül kazanmış bir bilet vardır. Ama gerçekte öyle bir şey yoktur tabii ki. Dolandırıcı elindeki bu sahte bileti, yaşlı bir adama bunu satmak istiyor. Kendisinin acil olarak paraya ihtiyacı olduğunu, bu nedenle biletini çok düşük bir fiyata satacağını öngörüyor, paraya o an ihtiyacı vardır, ama sözde ödeme gelecek hafta yapılacaktır. Dolayısıyla biletini yaşlı bir adama 300.000 real’e satıyor. Ama kupon hiçbir şey kazanmamış, sahte, yaşlı adam 300 bin real kaybediyor. Bu işte aç gözlülüktür. Ve aslında sadece onu dolandıran kiși değil, yaşlı adam da bir dolandırıcıdır. Çünkü sözde bile olsa 11 milyon kazandığını düşündüğü bileti 300 bin gibi cüzi bir rakama satin aldığını düşünüyor. Ama ava giderken avlanıyor, işte aç gözlülük böyle bir şey.

Tam da bu noktada yine bir La Fontaine masalına başvuracağım.

“Bir gün kasaptan büyük ve etli bir kemik çalan köpek, onu kimsenin olmadığı sakin bir yerde rahatça yemek istemiş. Koşarak bir nehrin üzerindeki tahta köprüden geçiyormuş.Tam köprünün ortasındayken durup aşağıya, suya bakmış. Suda kendi yansımasını görmüş ama açgözlülüğünden onun bir yansıma olduğunu anlayamamış. Suda gördüğü şeyi, ağzında kendininkinden daha büyük bir kemik tutan başka bir köpek sanmış.İçindeki hırs ve açgözlülük köpeği hemen ele geçirmiş. Kendi kendine, “Gidip şunun ağzındaki kemiği de kapayım, ikisini birden yer iyice doyarım!” diye düşünmüş. Hırsla havlayarak suya doğru atılmış. Ancak ağzını açar açmaz, kendi taşıdığı gerçek kemik nehrin derin sularına düşüp kaybolmuş.Köpek akıntıya kapılmaktan zor kurtulmuş ve köprüye çıktığında ne diğer köpeği bulabilmiş ne de kendi kemiğini.” (La Fontaine: Masallar)

Cennet ve Cehennem metaforu

“Hayır bu hiç adil değil, dünyayı Cehennem’e çeviren, onun Cennet gibi olması gerektiğine dair beklentimiz. Dünya dünyadır. Ölü de ölü. Çok geçmeden bunu kendiniz de anlayacaksınız.“ (Chuck Palahniuk: Lanetli)

Yeryüzünde cennet vaadinde bulunanlardan kaçın diyorum hep kendime. Çünkü bu hayatın diyalektiğine terstir; yeryüzünde cennet olacaksa, cehennem de olmak zorundadır. Her şey karşıtıyla birlikte ve ondan beslenerek vardır. Tıpkı Yin ve Yang gibi. 

Özgür ve eşitlikçi bir toplum olacaksa, içinde hem cennet, hem de cehennem aynı anda olmak zorundadır. Çünkü sorunsuz, dertsiz hiçbir toplum olamaz. 

İsteyen elbette inanabilir, saygı duyarım, ama ben ‘öteki dünya’da cennet vadeden kișilerden de kaçın diyorum yine kendime. Çünkü bence bu, yeryüzündeki cehennemi aklamak ve onu meşru kılmak için de kullanılabilen bir argümandır.

Onun için ben ne yeryüzünde, ne de ‘öteki tarafta’ cennet aramıyorum.  Evet, özgür ve eşitlikçi bir toplum istiyorum. Ama onu içindeki cennet ve cehennemle birlikte istiyorum; sorunlarıyla, dertleriyle, huzuruyla, küçük mutluluklarıyla, yani hepsi ile birlikte. Çünkü en gerçekçi yollardan birisi de budur bence. 

Yeryüzünde ya da öteki tarafta cennet vadedip, ama bu dünyada sana cehennemi yaşatanlardan da uzak dur diyorum kendime aynı zamanda.

Erol Anar

Paraná, Ağustos 2026.

Görsel, Google Gemini tarafından oluşturulmuştur.

Share this content:

Seja o primeiro a comentar

Faça um comentário

Seu e-mail não será publicado.


*