Ne Yaparsan Yap, Hayat Her Zaman Kendi Akışında Gider
Bir insanın diğer insanlardan beklentisinin olmaması, belki kendisinden de onlara yönelik çaba gösterecek bir çaba sahibi olmaması aynı zamanda birçok şeyi değersizleştiriyor.
Bir insanın diğer insanlardan beklentisinin olmaması, belki kendisinden de onlara yönelik çaba gösterecek bir çaba sahibi olmaması aynı zamanda birçok şeyi değersizleştiriyor.
Yine toplum içinde yaşamak durumunda kalıyoruz. Yani her tarafımız kuşatılmış insanlarla; iyisiyle ve kötüsüyle, zengini ile yoksuluyla, katiliyle, merhametlisiyle v.s. Ve hareket edemiyoruz bazen. Ama yine de gerçek dünyayı bırakıp, düşler dünyasına geçiş yapamıyoruz.
Günümüzde dünyanın her tarafında hemen hemen bir komploculuk, komplo teorilerinin yaygınlığı var. Dolayısıyla burada sanal kitleler komplo teorilerine çok ilgi gösteriyorlar. Özellikle bu kitlelerin bir bölümü diyelim hepsi olmasa bile. Dolayısıyla bu akıl almaz, herhangi bir şekilde bilimsel bir şekilde kanıtlanmamış olan söylentileri, yalanları, manipülasyonları, komplo teorilerini tamamen doğruymuş gibi kabul edip ona yönelik propagandaya başlıyorlar, bilinçli ya da bilinçsiz olarak.
İnsanı hayat yorar. Bir noktaya geldiğinde insan artık ilişkilerinden, toplumdan, tabulardan, üzerinde baskı oluşturan her şeyden yorulmuştur. Bu yorulma bir teslim oluş ya da yukarıdaki alıntıda denildiği gibi bir vazgeçiş de değildir. Tam tersine, hiçbir şeyin anlamlı olmadığını anlamak ve bir dinlenme noktasına kaçıştır bir süreliğine.
Elbette, ABD birçok yerde savaş suçu işledi, NATO da günahsız değil. Bütün bunları söyleyelim, yazalım, çizelim. Ama şu an Rusya’nın işgalciliğini örtmek için kullanmayalım, acıları yarıştırmayalım. Bir tarafın yaptığı yanlış, diğer bir tarafın yanlışını örtmez, onu aklamaz, ona haklılık kazandırmaz. Hem Rusya’yı eleştirelim, hem de diğer emperyalistleri. Yoksa tek taraflı olarak gerçeğe ulaşmamız mümkün değildir.
Ama bence anlaşılmak da artık o kadar önemli değil. Çünkü bir insanı ancak kendisi anlayabilir; onun bile hayatını adaması gerekir buna kendini anlamak için, az da olsa. En kötüsü de belki seni anladığını düşündüğün birisinin, gün gelip de seni gerçekte hiç anlamadığını fark etmek.
Her şeyi bildiğimi anladığımı sanırken, aslında hiçbir şey bilmediğimi ve hayattan hiçbir şey anlamadığımı fark ettim. Çoğu insan bunu fark etmeden ölüyor. Çünkü bunu fark etmek insana bir sorumluluk getiriyor. Belki Sartre’ın ifade ettiği gibi insan kendi varlığından sorumlu olması gibi bir şey. Kendi yükünü kendi başına omuzlaması insanın, kendi hakikatini… İşte bu yüzden çoğu insan bu yüzleşmeden kaçınıyor, bu zor yola girmiyor ve yaşam serüvenini ondan beklenenleri yaparak tamamlıyor.
Fedakârlıktan en çok söz edenlere bakınız, onlar genellikle bir fedakarlıkta bulunmazlar.
Hayat bir zar oyununa benzer…
“Benim yıllardır başucumdadır o kitap; kaç tanesi eskidi, yırtıldı sayfaları, sarardı, yeniden satın aldım hep. Hayat kitabıdır o. Bir yazar 300-400 sayfa bazı olay ve olguları açıklamaya çalışır kişilerden yola çıkarak. Sayfalarca anlatır anlatır durur, konuya bir türlü gelemez çoğu zaman. İşte La Fontaine bunu hiç lafı dolandırmadan, bir fabl ile yarım sayfada başarır.”dedim ben de.
Copyright © 2026 | WordPress Theme by MH Themes