Charles Bukowski: “Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.”

02/02/2020 Erol Anar 0

“Ekmek Arası” Charles Bukowski’nin otobiyografik ve en trajik kitabıdır bence. Kapitalizmin büyük bunalım döneminde (Great Depression 1929) geçen zor bir çocukluk. İşsiz baba, işsiz komşular, yoksulluk… Ve bunların yanında da fiziksel olarak zorluklar -yüzünde çıkan sivilciler- okulda izolasyon, en önemlisi baba baskısı. Annesinin de korumadığı çocuk Charles, hemen her gün nedensiz olarak banyoda babasından kayışla dayak yermiş. Bu yüzden babasından doğal olarak nefret etti hayatı boyunca.

Balık İni

31/01/2020 Erol Anar 0

Aşaǧı Mahalle’de kendisinin evinin hemen biraz uzağında Samsun yolunda artık işlemeyen, benzinliği vardı. Kapanmıştı yıllar var burası. Bu benzinliğin altında büyük bir balık ini olduğu söylenirdi, orada sık sık oltayla balık tutardık. Bazen orta büyüklükte balıklar tuttuğumuz olurdu orada. Bazen de gençler bu ine dalar elleriyle ve çuvallar ile balık tutmaya çalışırlardı. İnin diplerinde büyük balıklar olduğu söylenirdi.

Köleliğin İçselleştirilmesi

27/01/2020 Erol Anar 0

Buradaki yanılsama, insanlara özgür olduğu yanılsamasını vermektir. Özgürlük ile eşitliğin yan yana ve ayrılamaz şekilde birbirine bağlı olduğu unutturularak, özgürlüğün içeriği boşaltılmıştır. Özgürlük aynı olanaklara sahip insanların farklı tercihleri sonucu ortaya çıkar. Çağdaş kölelik ve eşitsizlik üzerine kurulu bir sistemde kimse özgür olamaz. Bu olanaklara sahip olanlar dahi.

Ben İktidarın Değil, Özgürlüğün Peşinde Koşanlardanım …

08/01/2020 Erol Anar 0

Efendisizlerdenim ben, lidersizlerden. Kendini devlet ve resmi ideolojiler dışında konumlayanlardan… Elinde kimsenin fotoğrafını taşımayanlardan… Kimseye kul olmak istemeyenlerden… Özgür olmak isteyenlerdenim; dayatmalara, her çeşit güç odağı ve devlete, resmi ideolojilere boyun eğmek istemeyenlerdenim ben.

İktidar, Devlet ve Reel Sosyalizm Üzerine Birkaç Not

03/01/2020 Erol Anar 0

İşte proletarya diktatörlüğü olsun, ister bürokratik parti diktatörlüğü, siyasal iktidarı kendi amaçları için ele geçirmek hedeflenindiğinde bu sonuç kaçınılmaz olacaktır. Bunu değiştirebilecek tek şey şuydu: Devleti işgal etmek yerine, Foucault’nun dile getirdiği şekliyle onu ortadan kaldırmak belki farklı bir sonuca yol açabilirdi. Bu ise sadece siyayal iktidarı hedefleyen, mikroiktidarları bilmeyen, görmezden gelen, proletarya diktatörlüğü ya da komünist parti diktatörlüğünden başka bir hedefi olmayan, devleti işgal etmeyi amaçlayan Marksizm ve Leninizm’in tam tersidir.

Takvim Yaprakları ve Önemli Günlerimiz

28/12/2019 Erol Anar 0

Burada bence önemli olan, kendi duyarlılığımız, inancımız, dünya görüşümüz anlamında önemli olan bir günü anarken, bunu bir nefret söylemine dönüştürmeden, bununla ilgili olmayan insanları suçlamadan, hakaret etmeden, insan hakları ihlali yapmadan, insanların farklı düşünebileceğini kabul ederek yapmak gerekir. Kimse kimse gibi düşünmek zorunda değil. Yoksa birilerini bizim gibi düşünmeye zorlar ve kendi düşüncemizi dayatırsak, hangi düşünceyi savunursak savunalım bunun adı faşizm olur.

Bize Dayatılanları Sevmek Zorunda Değiliz

23/12/2019 Erol Anar 0

Soru da şu: Bize bazı edebiyat eleştirmenleri ya da akademik çevrelerce dayatılan hatta kutsal bir ikonmuş gibi sunulan yazarları beğenmek zorunda mıyız? Onları büyük olarak görmek durumunda mıyız, yoksa kendi bireysel tercihimizi özgürce yapabilir miyiz? Yoksa bu “haddini bilmezlik” midir? Ben okurun bu konuda tercih hakkı olduğuna inanıyorum.

İnsan Üzerine Notlar

19/12/2019 Erol Anar 0

İnsan dinlerin, ideoljilerin, aydınlanmanın yükselttiği yerine layık olmayan bir canlıdır. O kirlidir, tepeden tırnağa. Kendi kanıyla kirlenmiştir. Kendi kanıyla yıkanmıştır. Onu oradan indirip temizlemek ve kutsallaştırmamak, tekleştirmemek, yeniden doğaya ve evrene kazandırmak gerekir. Onun yeniden insanlaşmasının tek yolu budur: Uyum, evrene, flora’ya ve fauna’ya uyum.

Entropi, Evren ve Özgürlük

17/12/2019 Erol Anar 0

Neden? Çünkü entropinin olmadığı yerde ya da düzensizliğin az olduğu yerde baskı vardır. Çünkü şişenin içindeki bir gaz gibi dışarıya çıkmak ister sürekli özgürlük. Yani baskıdan özgürlüğe, düzenlilikten düzensizliğe geçmek ister. İşte insan da kölelikten ya da onu kuşatan yasalardan bir şekilde tıpkı şişeden çıkan gaz gibi kurtulup düzensizliğe, yani özgürlüğe geçmek istemiştir. Burada düzensizliği olumlu anlamda kullanıyorum, kendi içinde bir düzen taşıyan düzensizlik, yani sınırsızlık anlamında.