Bu noktada kişi artık aldatmacanın kendisini gerçek sanmaktadır. Zaman içinde aldatmaca gerçeğin kendisine dönüşmüştür bu kişi için. Tam bir yanılsama yaşamaktadır. Ve aldatmaca yeri gelir gerçekten çok daha güçlü olur bu giderek fanatikleşen kişi için.
Ve eşitlik tıpkı özgürlük gibi birtakım bahanelerin ardına gizlenerek ertelenemez. Onu ertelediğinizde yaşayamaz. Bir kelebek gibi o an olur. O zaman özgürlük ve eşitlik iç içedir, birbirinden koparılamaz. Özgürlük ve eşitlik hemen, şimdi ve burada demek gerekiyor, etiketi ister sağ isterse ‘sol’ olsun her tür sisteme ve her tür devlete karşı…
Bütün değerleri ve inançları sorgulayan bir yalnız filozof Sade. Öldükten sonra oğlu muazzam el yazması yapıtlarını yaktı. Ama yine Sade kalan yapıtlarıyla günümüze kadar ulaştı
Benim mahallem özgürlük mahallesi, tüm insanları kapsayan ve sonsuzluğa açılan özgürlük bahçesi. Orada her şey gerçek ve hakikatten oluşuyor. Kendini kandıran, gerçeğe gözlerini kapayan, sorgulamayan, her şeye inanan, hatta inanmak isteyenler değil; gerçekten özgür, eşit ve kahramanlara inanmayan insanlar var orada.
Fuat hemen evden kaçar, ayakkabılerını da eline almıştır. Böylece serseri gibi akşama kadar gezer sağda solda. Aç kalır hatta. Akşam olduğunda bile eve gitmeye cesaret edemez. Evin yakınında kapıyı gözetler; birden babasının eve doğru geldiğini görünce, hemen babasının yanına gider.
Fantastik bir dünya, distopyanın egemen olduğu korku verici bir ortam. Üçleme, “Açlık Oyunları”, “Ateşi Yakalamak” ve “Alaycı Kuş” kitaplarından oluşuyor. Sürükleyici hikâyesi ve yalın dili ile kendini bir solukta okutturan kitaplardan.
Parti küçük devlettir o zaman, ama bazen devletten de büyük olur. Her siyasi parti kendi içinde bir küçük devlet modelini oluşturur. Parti, aslında yukarıdaki karar veren az sayıda kişiden oluşur.
Ütopik değil aksine, en gerçekçi ve henüz denenmemiş özgür toplum biçimidir bu. Insanın insan, insanın doğa ve hayvanlar üzerindeki her türden iktidarını (geçici de olsa), […]
Hayvanlara kötü davrandı insan, onları köleleştirdi, yalnızca etlerini değil; gözlerini, beyinlerini, böbreklerini, ciğerlerini, hatta i ş kembelerini yedi, yiyor. Türlerini yok etti bazılarının. Flora ve fauna’yı gezegeni tüketti. Mavi gezegenimizin tavanını deldi, tabanını da. Altın arıyor, elmas arıyor doğanın karnını deşerek. Atmosferi, ozon tabakasını deldi hiç durmayan, kâr hırsıyla yaptığı gereksiz ve bitmek bilmeyen üretimiyle.
İt Tamer, bir gün yine bizim dükkâna gelmişti. O da Karşıyakalı idi. Konuşmayı severdi. Çayını yudumlayarak hemen anlatmaya başladı:
“Karşıyaka’da bizim bir zamanlar bakkal dükkanımız vardı. Ben duruyordum o sıralar dükkanda. 17-18 yaşlarındaydım. Mahallede cinsel olarak ilgi duyduğum çok sayıda kız vardı. Ne de olsa aslan gibi uzun boylu yakışıklı çocuğum.”