Akdeniz Anıları (30)

Akdeniz Anıları (30)

Orada Hotel’in balkonunda geceye bakarak sohbet ediyordum telefonda Demet ile.

“Aslında hiç olduğunu kabul etmek, evrenin bir parçası olduğunu kabul etmek anlamına geliyor. Çoğumuz bunun farkında değiliz. Anlam yüklemeye çalışıyoruz her şeye.” dedim.

“Sence hayatın bir anlamı var mı?” diye sordu.

“Hayır,” dedim “hiçbir anlamı yok, ne hayatın, ne insanın, ne ağacın, ne de yıldızların. Bunu birçok filozof dile getirmiş zaten.  Hiçbir şeyin anlamı yok, olması gerekmiyor. Her şey olduğu gibi, her şey kendisi, ona dışarıdan bir anlam yüklemeye gerek yok, boş bir çaba bu. İnsanlar bunun farkında olsalardı, birbirleri üzerinde iktidar kurmanın ne kadar boş bir çaba olduğunu anlayacaklardı ve savaşlar da olmayabilirdi. Toprak uğruna tarihte halklar, topluluklar, uluslar, bireyler birbirlerini öldürmüşler. Toprak diye bir şey yok. Yıldız tozundan oluştu her şey, yine yıldız tozuna dönüşecek sonunda. Kimi toprağı kutsadı, kimi kendi ulusunu, kimi kendi simgelerini; sonuç kan gölü, savaşlar, yüz milyonlarca ölü…”

“Evet çok haklısın, insanın boş hırsı ve kibri bitmiyor ne yazık ki” dedi Demet.

Bir an durdum biradan bir yudum aldım, sonra devam ettim sözlerime, kendimi iyice kaptırmıştım konuşmaya:

“Kimseye ait değildi yeryüzü oysa; dinozorlara bile kalmadı, insana da kalmayacak. İnsanın zayıflığı, kendisini güçlü sanmasından geliyor. Oysa en yakın yıldıza bile gidememiş henüz. Bırak en yakın yıldızı, en yakın gezegene bile gidemedi bir insan. Ve hâlâ kendini her şeyin merkezi sanıyor.”

Durdum bir an biramdan bir yudum aldım,

“Sıkıldın mı? Gevezelik ediyorum.” dedim.

“Hayır ilgiyle dinliyorum seni, ben çok severim bu konuları.”

“Bak çoğu insan kafasını kaldırıp gökyüzüne, yıldızlara bile bakmaz. Oraya iyice baksalar, belki sonsuzlukta bir toz bile olmadığını iyi anlayacaklar ve belki barış içinde yaşayacak, birbirleri üzerinde iktidar kurmayacak, birbirlerini sömürmeyecekler, ezmeyecekler. Ama eşitsizlik iktidar isteminden ve kendini merkeze koymaktan geliyor aslında. Bak sana bir La Fontaine masalı daha anlatayım mı?”

“Haydi anlat lütfen.” dedi Demet.

  • “Evvel zaman içinde bir gün, kısrak, keçi ve kız kardeşleri köyün bir aslanla birlik olmuşlar. Yaman bir aslanmış bu, çevrenin derebeyi. Kazançta da, kayıpta da ortağız demişler.
  • Ertesi gün bir geyik düşmüş nasılsa keçinin kurduğu ağlara. Hemen ortaklarına haber salmış keçi. Toplanmışlar hemen ve aslan pençeleriyle sayıp ortakları tek tek
  • – Dört kişiyiz, demiş bu avı paylaşacak. Der demez de dörde bölüvermiş geyiği.
  • Birinci parçayı kendine ayırmış, tabii ki Aslan payı olarak:
  • – Bu parça benim, demiş, biliyorsunuz neden: Benim adım aslan da ondan. Buna karşı bir diyeceğiniz olamaz sanırım.
  • Yasaya göre ikinci parça da benim hakkım Dileyen kitapta yerini bulur: En güçlü kimse en haklı odur.
  • Üçüncü parça en değerli ortağın olacak: Ben değilim de kim o en değerli ortak?
  • Dördüncü parçaya gelince, ha, bak! O parçaya el uzatanın kafasını koparırım, inanın!” (La Fontaine’den)”

“Ha ha ha ha!” güldü Demet.

“İşte,” dedim “bütün kavga bundan doğuyor, iktidar hırsı ve adaletsiz paylaşım. Oysa birbirleri üzerinde iktidar kurmasalar, eşit paylaşsalar, arada hiç savaş ve kırgınlık olmayacak.”

Bütün bunları karanlık gökyüzünde parlayıp sönen uzak yıldızlara bakarak söylüyordum. İyice dalmıştım uzaklara. Sonra Demet’e iyi geceler dileyerek telefonu kapattım.

Deniz o kadar yakındı ki, gece dalga seslerini duyabiliyordum. Yine walkman dinlemeye başladım. Eskilerden karışık şarkılardan oluşan bir kasetim vardı, onu taktım walkman’e. Neşe Karaböcek söylüyordu:

  • “Biz bu son baharda buluşacaktık
  • Bahar geldi geçti, sen gelmez oldun
  • Taşlara mı döndü kalbin, gelmedin
  • Aylar geldi geçti, sen gelmez oldun
  • Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun, sen gelmez oldun
  • Yârim, gözlerim yolda, beklerim ama sen gelmez oldun
  • Boş yere mi yemin ettik ikimiz
  • Kuşlar yuva kurdu, sen gelmez oldun
  • Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun, sen gelmez oldun”

Sürecek

Erol Anar

Not: Fotoğraf semboliktir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

erol anar
error: Content is protected !!