Akdeniz Anıları (27)

Akdeniz Anıları (27)

Lütfü aradı ertesi gün erkenden:

“Nasıl gidiyor moruk?” dedi.

“İyi moruk,” dedim “yakında geliyorum, özledim Ankara’yı.”

Kaptan’ı anlattım ona da biraz.

“Tanımak isterdim şu Kaptan’ı, geçen de söz etmiştin ondan, ilginç birisine benziyor.”

“Yaşamış bazı şeyleri, acılar görmüş, hayata farklı bakabilen derin bir insan.” dedim.

Sonra kahvaltı yaptım Hotel’de ve her gün yaptığım gibi Kaptan’ın bar restoranına gittim, orada sessizce bir saat kadar romanımı yazdım. Daha sonra Kaptan geldi, taze çay getirmişti. Bir süre çay içerek sessiz kaldık, uzaklara denize ve ufka bakıyorduk. Bulutluydu gökyüzü o gün, masmavi bir gökyüzü ve top  top bulutlar vardı ufka doğru uzanan.

“Ya,” dedi “yazarım alıştık sana, iki – üç gün sonra gideceksin. Özleteceksin sohbetlerini.”

“Sorma Kaptan, ben de senin bağlamana ve sohbetine alıştım. Ama ne yazık ki hayat böyle. Hani buna benzer bir konudan geçenlerde de söz etmiştik ya. Her an yollarımız kesişiyor insanlarla, tıpkı çok raylı bir tren istasyonundaymışız gibi. Ama hemen sonra herkes kendi rayında, kendi yoluna gidiyor. Hayatımızın özeti bu kelimede gizli aslında: Kesişmeler. Bütün ilişkilerimizi de bu kelime özetliyor aslında.”

“Çok insan tanıdım,” dedi Kaptan, “iyisi de vardı, kötüsü de. Hem iyi, hem kötü olan da. Değişiyor şartlara göre insanın davranış ve düşünceleri. “ dedi.

“Evet Kaptan, ‘iyi insan’, ‘kötü insan’ diye niteliyoruz insanları. Ama aslında iyi ve kötü insan diye bir şey yok. Dostoyevski’nin keşfettiği buydu romanda. Biz hem iyiyiz, hem de kötü aynı zamanda. Kötünün içindeki iyiyiz, iyinin içindeki kötü.”

“Evet, Dostoyevski çok büyük yazar değil mi?”

“Çok büyük, hatta bence en büyüğüdür gelmiş geçmiş yazarların. O Sibirya’da keşfetmişti, cani denilen insanların içindeki asil parıltıları. Ve ‘iyi insan’ denilenlerin ruhlarındaki kara lekeleri, kötülük izlerini. Kara ruhlara inmekte bir an bile tereddüt etmedi o.”

“Ne güzel bir niteleme “kara ruhlar”. Ne kadar çoklar her yanımızda.” dedi Kaptan uzaklara bakarak.

Bugün bununla ilgili kısa bir Kızılderili hikâyesi anlatacağım sana Kaptan. Aslında Kızılderililer bunu Dostoyevski’den çok önce çözmüşler.

“Günlerden bir gün, kızılderililerin bilge reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık.
O bunu merakla, sordu dedesine.
Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
– Onlar, dedi. Benim için iki simgedir evlat!
– Neyin simgesi? diye sordu çocuk.
– İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur.
Çocuk sordu: – Peki, dedi. Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
– Hangisi mi evlat? Hangisini daha iyi beslersen o kazanır…”

“Aslında dedim Kaptan, bu mücadeleyi hiçbir köpek kazanmayacak şu şartlarda. Bu mücadele sürüp gidecek, ta ki bir gün özgür toplum kuruluncaya dek. O zaman bile ‘iyilik’ ve ‘kötülük’ tam olarak ortadan kalkmayacak.” diye düşünüyorum.”

“Evet dedi İnsan oldukça bu iki kavram da yan yana olacak onun içinde ve dışında. Anlattığın hikâye çok güzeldi.”

Kaptan bağlamayı eline aldı tekrar ve biraz akort ile meşgul oldu. Sonra öksürdü ve tellere dokunup çalıp söylemeye başladı. Türküyü hissediyordu ta içinde.

“Ey sevdiğim bir gün bana
Yar demedin yar demedin
Gece gündüz tenhalarda
Ağlayanım var demedin

Seni sevmek suç mu bana
Ağlıyorum yana yana
Bir merhem verip yarama
Sür demedin sür demedin

Bir gün bana gül demedin
Gözyaşımı sil demedin
Bir ömür koştum peşinden”

Gönülden okumuştu Kaptan, sigara ve içkinin örselediği sesiyle bu türküyü. Tek başına bu bile onun söyleyişinin değerini artırıyordu. Duygulanmıştık, orada deniz kenarında. Sigaramdan bir nefes çektikten sonra Kaptan’a şöyle dedim:

“Sesine, gönlüne sağlık Kaptan çok güzel okudun türküyü.”

Kaptan’ın gözleri nemlenmişti,

“Sağ ol.” dedi.

Sürecek…

Erol Anar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

erol anar
error: Content is protected !!