İnsanın En Büyük Çelişkisi Çifte Standartlarıdır

İnsanın En Büyük Çelişkisi Çifte Standartlarıdır

Bir olguya, olaya veya kavrama çifte standartlı olarak baktığımızda herhangi bir neden bulmak ve onu ileri sürmek zor değildir. Zaten çoğu insan da böyle yapıyor.

İnsanın en büyük çelişkisi nedir biliyor musunuz, bence çifte standartlarıdır. O kendi tarafının, ideolojisinin, grubunun, mahallesinin yanlışlarını görmez, hatta onların üstünü örtme çabası içinde olur hep. Sadece karşı tarafın yanlışlarını dile getirir ve böylece mücadele ettiğini ve başarılı bir şekilde yoluna devam ettiğini düşünür.Oysa tepeden tırnağa yanlıştır ve yanılmaktadır. Bir gün tökezler ve yere düşer; işte o an üzerini örttüğü, gizlemeye çalıştığı yanlışların altında kalmıştır. Yüzleşmek ve daha sağlıklı bir biçimde yola devam etmek varken, o çifte standartlar içinde boğulur.

Bakıyorum örneğin bir haber sitesi kapatılmış, Türkiye içinden oraya erişim engellenmiş. Ve hükümete “muhalif” görünen bu haber sitesi haklı olarak basın özgürlüğünden dem vuruyor her gün. Ama baksanız yalnızca kendisi için basın özgürlüğü istediğini görebilirsiniz. Neden? Çünkü başka bir kesimin basın özgürlüğünden yana değil, örneğin Kürt gazetecilerin basın özgürlüğünü dile getirmiyor, onları“terörün” uzantısı olarak görüyor. Yine Türklerin haklarını savunuyor görünürken Uygur Türkleri’nin Çin tarafından toplama kamplarına kapatılması konusuna değinmiyor, görmezlikten geliyor. Çin’in BBC muhabirini sınır dışı etmesine gözünü kapatıyor, görmüyor. Ve kendisini zaman zaman şöyle savunuyor: “Batı’ emperyalizmi Çin’e karşı komplo yapıyor”.Böyle yazıyor bunların başta gelen yazarları. Emperyalistlerin kendi aralarında elbette çıkar savaşları ve çelişkiler vardır. Ama bir nesnel gerçeklik bu gerekçe ile reddedilmez. Reddedilirse orada ideolojik körlük var demektir. Peki Çin’in koca bir halkı toplama kamplarına toplaması doğru mu? (Bunu Çin bile inkâr etmiyor) Bu konuda sessiz kalıyor. Aynı AKP-MHP hükümeti gibi.

Kime ve neye karşı yapılırsa yapılsın AKP-MHP hükümetinin yaptığı bütün hak ve özgürlük ihlallerine karşıyım.

Soldan sağa, İslâmcıdan Atatürkçü’ye birçok kesim Türkiye’de emperyalizmi “ABD emperyalizmi”nden ibaret olarak görüyor. Çin, Rus ve başka emperyalizmlerine karşı eleştirileri yok çoğunun. Ya da Çin’in Tibet’i işgal etmiş olması. Örneğin Kırım’ın Rusya tarafından işgali onların derdi değil. Ama ABD bir yeri işgal etse Rusya gibi, ona hemen karşı çıkıyor. Yani özünde emperyalizme karşı değiller, emperyalizmin sadece bir biçimine karşılar bunlar. Gerçekten antiemperyalist olan bir insan bütün emperyalistlere karşı çıkar, onların kimliğine bakmadan. Hatta Rusya ve Çin’i emperyalist olarak bile görmeyenler var.Chomsky bile bu çifte standartlar içinde kıvranıyor. Rusya’nın Kırım’ı işgalini emperyalizm olarak görmüyordu. Daha doğrusu genelde Rus emperyalizmine yönelik bir eleştirisi yok özellikle bu söyleşide görüleceği üzere. Sadece ABD emperyalizmine karşı ve bunu bir entelektüel duruş sanıyor. Örneğin El Cezire muhabirinin Rusya’nın Kırım’ı işgaline yönelik sorusuna Chomsky şöyle yanıt veriyor:“Mehdi Hasan: Ama toprak ilhakı varsa, toprak fethi varsa bunun emperyalizm olduğunu söylediniz.Noam Chomsky: Doğru, ama ne olduğuna bakmamız lazım. Kırım, Kruşçev tarafından Ukrayna’ya verildi, Kırım halkının iradesiyle değil.” (Kaynak: http://www.aljazeera.com.tr/haber/chomskynin-emperyalizm-tarifi-ile-imtihani”)

Oysa bu tamamıyla bir çifte standarttan başka bir şey değil. Anarşist olduğunu söyleyen Chomsky’nin söz ve davranış bütünlüklerine baktığınızda daha çok Marksist bir aydın tipine yakın görünüyor. Zaten ona yönelik böyle eleştiriler var ezelden beri. Bir olguya, olaya veya kavrama çifte standartlı olarak baktığımızda herhangi bir neden bulmak ve onu ileri sürmek zor değildir. Zaten çoğu insan da böyle yapıyor. (Ama Chomsky, Rusya’nın Ukrayna işgalini bir savaş suçu olarak niteledi. Bu tavrına katılıyor ve takdir ediyorum.)

Ya da “sosyalist sol”a bakalım. Bunların gazete ve haber sitelerine. Hep özgürlük ve haklardan bahsediyorlar. Ama sadece bir kesimi eleştiriyorlar. Kendi ideolojik kamplarında gördükleri Küba, Çin, Vietnam, Venezuela gibi ülkeleri eleştirmekten kaçınıyorlar genellikle. Onların da resmi ideolojisi var. Yani hak ve özgürlükleri aynı diğer kesimler gibi yalnızca kendileri için istiyorlar. Sadece onlar değil her kesim böyle, İslâmcıdan Türkçüye, her çeşit milliyetçiye, sağdan sola, Türkten Kürde, Çerkese, vs… Herkesin kendi çifte standartları var, siyasal iktidarı elinde tutan diğerine acımıyor. Bugün muhalefette hak ve özgürlükten bahseden, yarın iktidarı aldığında aynı şekilde acımasız olacaktır. Devletlerin, hükümetlerin baskılarına karşı çıkıyorum, hak ve özgürlükleri savunuyorum herkes için. Ama bu gerçeği de biliyorum. Nereden mi biliyorum, tarihten. Binlerce örnek var yaşanmış bu konuda.

Kürt Ulusalcı hareketine baktığımızda orada da sadece tek taraflı eleştiri var.Orada da tektipçi düşünce egemen. Çoğulcu ve demokratik görünüm verme çabasına karşı aslında tektipçi düşünce egemen Kürt hareketinde de. Orada da bir resmi ideoloji var, oluşturulmuş. Eleştirilemeyecek lider, kurum ve tabular var, aynı diğer kesimlerde olduğu gibi. Yani herkes kendisi açısından mükemmel ve eleştirilecek yanı yok kimsenin. Çerkesler de aynı durumda. Farklı fikirleri savunanlar yalnızca karşı tarafı eleştiriyorlar, kendileri mükemmel ve eleştirilecek bir yanları yok kendilerine göre.

İslâmcı ve Türkçü kanadın büyük bölümü ise siyasal iktidarın kanatları altında sözde “muhalefeti” eleştirerek, siyasal iktidarın çıkarlarından yana tavır alıyor. Bunlar topluma kendi tektipçi düşünce ve yaşam biçimini dayatıyorlar. Aslında bütün kesimler aynı şeyi yapıyor; siyasal iktidarı ve gücü eline geçirdiğinde toplum mühendisliğine soyunuyor.

“FETÖCÜ” olarak adlandırılan kesim ve diğer cemaat ve tarikatlarda ise zaten dinin siyasal olarak kullanılması söz konusu. Bunların başka bir kesimin de hakları olduğunu düşünmeleri olası değil.Aleviler, büyük haksızlık ve ayrımcılığa uğramalarına karşın, resmi ideolojinin temel direklerinden biri olma işlevini görmeye devam ediyorlar. Bunlar da tektipçi ve dayatmacılar ve düşünce özgürlüğü yok kendi içlerinde.

Kendisini “Atatürkçü” olarak niteleyen kesim, sadece kendisi için hak istiyor bütün kesimler gibi. “Eski Türkiye” kavramına ve rejimin fabrika ayarlarına dönülmesini talep ediyor genel olarak. Yani içinde demokrasinin olmadığı bir talep bu. Son yıllarda demokratik, ekonomik ve başka açılardan her şeyin çok kötüye gittiği bir gerçek. Ama bunun önüne geleceği değil, geçmişi; demokrasiyi değil, baskıyı koymak iyi bir seçenek değil bence. Tektipçilik her kesimde egemen, bu kesimde olduğu gibi. Tamamen bir toplum mühendisliği projesi, diğerlerinin de olduğu gibi. Bir toplum mühendisliği yapmak istiyor her kesim, sadece kendisi gibi düşünenlerin olduğu bir toplum. Islâmcıdan Atatürkçü’ye, Türkten Kürde, Çerkese herkesin temel kaygısı bu ne yazık ki benim gördüğüm.

Bütün sorun iktidarı elde etme sorunu çünkü, “Ben yöneteyim, devleti ben ele alayım.” Herkesin istediği bu. Bu amacına eriştiğinde de diğerinden çok farklı bir şey yapmıyor. Yapamaz da, çünkü sistem böyle yapılanmış. Ben kendim kitaplarımdan ve barışçıl insan hakları aktivitelerimden dolayı tam 6 kez yargılandım. Ve bu AKP’den önceydi. Baskıya, hak ve özgürlükleri yok etmeye devam edecek gelecek olan da, bu kaçınılmaz. Aralarında görece farklar olsa bile hepsi aynı resmi ideolojinin içindeler, “sosyalist” sol da dahil olnak üzere. Tarihe baktığımızda bunu görüyoruz.

Benim de eskiden çifte standartlarım vardı, belki şimdi de vardır. Ama her gün onlarla mücade ettim, ediyorum hâlâ. Ve örneğin işkence nerede olursa olsun görüyorum. Hiç kimseyi, grubu, mahalleyi, ülkeyi, ideolojiyi, lideri koruma derdim yok. İstediğim tek şey var o da hakikatin kendisi.Demek istediğim şu, herkesten önce kendi çifte standartlarımıza bakalım. Eğer herhangi bir çevre, grup, mahalle içindeyseniz çifte standartlarınız olması kaçınılmazdır. Çünkü her mahallenin bir resmi ideolojisi vardır kendine göre. Orası tepeden tırnağa çifte standartlarla doludur.Bir yerde işkence yapılmışsa “Nerede ve kime karşı yapılmış?” diye sormam ben. Direkt olarak işkenceye karşı çıkarım, kim, nerede ve kime yaparsa yapsın. Çünkü insanlık suçudur bu.

Daha önce bir yazımda değinmiştim: Eğer eleştirmediğiniz, eleştirmeyeceğiniz ya da eleştiremeyeceğiniz bir kurum, lider, ideoloji, kavram, grup, çevre, ülke… varsa siz bir tutsaksınız ve tepeden tırnağa çifte standartlar içindesiniz demektir.

Ben hak ve özgürlükleri yalnızca kendim için istemiyorum. Hak ve özgürlükleri herkes için istiyorum. Tek tip bir ideoloji, bir toplum mühendisliği ya da toplumsal proje peşinde değilim. Tam tersine çoğulcu, demokratik, eşitlikçi ve özgür bir toplum hayal ediyorum. Bunun için de ilk şart çifte standartlardan kurtulmaktır bence. Çünkü onlar elimizi kolumuzu bağlar ve bizi tutsaklaştırır, hatta devletlerden ve sistemden daha çok.

Erol Anar

22 Mart 2021

Paraná.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

erol anar
error: Content is protected !!