İktidarın bir açmazı da, sürekli olarak kendisini kanıtlama zorunda olmasıdır. İktidar sahibi kişi, sürekli olarak kendi gücünü kanıtlamalı ve hâlâ güç sahibi olduğunu göstermelidir. Yoksa o da başka bir iktidar sahibi tarafından güçsüzleştirilir, altedilir. İşte bu nedenle iktidar sahibi sürekli olarak sahip olduğu gücün altında ezilecek ve yorulacaktır. Bir gün geldiğinde, sahip olduğu iktidarı taşıyamaz hale gelecek ve onun altında kalacaktır.
Tag: Erol Anar
En Totaliter Kişi, Kendimizden Başkası Değildir
Bu konuda Foucault ile tamamen aynı düşünüyorum. Geçmişte yazdığım her şey önemsizdir benim için. Çünkü ben orada kalmadım, ilerlemeye çalıştım. Önemli olan tek zaman şu andır; şuan ne düşündüğüm, yarın ise farklı bir düşünceye ulaşabilirim. Yarın bugünkü düşüncelerimi aynen tekrar edersem, gerilemişim demektir kendi çizgimde.
“Elalem Hapishanesi”nden Kurtulmak
Peki elalem nedir? Elalem her şeydir hemen hemen. Elalem tabular, kurallar, inançlar, milliyetçilik gibi kavramlar vs… dir. Elalem devletin görünmez koludur, onun politikalarının mikro düzeylerdeki yansımasıdır. Toplumun bireyi kontrol altında tutmasının bir aracıdır. Nasıl sistem ve devlet toplumu kontrol altında tutuyorsa, toplum da bireyi kontrol altında tutmak ister.
İçeride, Dışarıda Düşmanlar Yaratma ve Onları ‘Şeytanlaştırma’ Politikaları
Totaliter rejimler farklılığı bir zenginlik olarak değil, kendi iktidarlarına yönelik bir tehdit olarak kavrarlar. Bu yüzden her tür farklılık hedef alınır. (Farklı düşüncelerden, farklı cinsel tercihlere kadar) Bu yüzden en küçük eleştiri ya da farklılık bile siyasal iktidarın eleştiriyi yapanı “şeytanlaştırması”na neden olabilir. Hatta şu ya da bu nedenle kendisini destekleyenler bazılarına bile bunu yapabilir. Bu noktada din, milliyetçilik, erkek egemen kültür, tabular, gelenekler, görenekler hepsi siyasal iktidar için kullanım alanı olan kavramlardır.
İdollerimiz Bizim Hapishanelerimizdir
İdollerden kurtulmak bir süreç ister, ben son on yılda bu sürece girdim ve geldiğim aşamada hiçbir idolüm yok, o noktaya eriştim kendi serüvenimde. Ve idollerden kurtuldukça özgürleştiğimi hissettim ve hissediyorum. İnsanlara saygı duymak ayrı, onları idolleştirmek başının üzerine koymak ayrı bir süreç bence.
Kırbaç
O küçümsediğin, aşağı gördüğün ve zaman zaman önüne kemik attığın köpekten farkın yok senin. Çünkü köpeği de köleleştiren sendin, kendini de. Köpeğin boynuna tasma taktın, ama sanki kendi boynunda tasma yokmuş gibi sırıtıyorsun. Oysa köpeğin boynuna taktığın tasmadan tek farkı, senin boynundaki tasmanın görünmez oluşu. Senin önüne de kemik atıyorlar ve sevinçle görünmeyen kuyruğunu sallıyorsun. Köpek senden çok daha temiz ve masum. Çünkü kırbaç senin elinde. Köpeğin elinde değil, o masum.
Akdeniz Anıları (31)
“Benim yıllardır başucumdadır o kitap; kaç tanesi eskidi, yırtıldı sayfaları, sarardı, yeniden satın aldım hep. Hayat kitabıdır o. Bir yazar 300-400 sayfa bazı olay ve olguları açıklamaya çalışır kişilerden yola çıkarak. Sayfalarca anlatır anlatır durur, konuya bir türlü gelemez çoğu zaman. İşte La Fontaine bunu hiç lafı dolandırmadan, bir fabl ile yarım sayfada başarır.”dedim ben de.
Akdeniz Anıları (30)
“Bak çoğu insan kafasını kaldırıp gökyüzüne yıldızlara bile bakmaz. Oraya iyice baksa, belki sonsuzlukta bir toz bile olmadığını iyi anlayacak ve belki barış ilinde yaşayacak, birbiri üzerinde iktidar kurmayacak, birbirini sömürmeyecek. Ama eşitsizlik iktidar isteminden ve kendini merkeze koymaktan geliyor aslında. Bak sana bir La Fontaine masalı daha anlatayım mı?”
Akdeniz Anıları (29)
“İşin ilginç yanı ‘kötü’ ne ‘iyi’ ne? Bu da kişiye kişiye değişiyor. Hatta aynı insan bile, hayatının farklı dönemlerinde bu kavramlara farklı bakıyor. Yeri geliyor ‘iyi’ dediğimiz bir şeyin aslında kötü olduğunu düşünürken, kötü olduğunu düşündüğümüz şeyin ise sandığımız kadar kötü olmadığını anlıyoruz. İnsan hayatı çok karmaşık.” dedim.
Akdeniz Anıları (28)
Akşam balkondaydım yine geceye yıldızlara bakıyordum. Ilık bir yaz akşamıydı, denizden bu yana bir yel esiyordu. Lütfü’yü aradım. “Ne yapıyorsun gözüm?” dedim. ‘İyi senden ne