İyiliği Unutmayan Ölü – (Çin Öyküleri)

İyiliği Unutmayan Ölü – (Çin Öyküleri)

Bir zamanlar Ts’ui adında bir adam vardı, bu, günün birinde işlediği bir suçtan dolayı Kuang-tung’a sürülmüştü. Giderken, başlarına bir yıkım gelir korkusuyla, karılarını yanında götürmekten korkmuştu; bunun için onları evde bıraktı, yalnız başına yola koyuldu. Fakat Kuang-tung’daki asker kampına vardığı zaman, yalnızlığını duyumsadı; üzüldü. Ayrılık gününü anımsadı. Küçük karısını düşündü. Ts’ui, kentten ayrılırken, genç kadın kesinlikle evin kulesine çıkmış, onun ardından uzun uzun bakmış olmalıydı. Bunları düşündükçe daha çok üzünç duydu.

Günün birinde Tung-Wu-nien adında yaşlı bir adamla tanıştı. Ts’ui bu adamdan hoşlanmıştı. Adam da onun yalnızlığına acıdı ve onu oğluna öğretmen olarak aldı. İkisi de birbiriyle ahbap oldular. Bir akşam, ay ışığında, evin yüksek kulesi üzerinde içiyorlardı. Adam birdenbire içinden ayrılık acısının yükseldiğini duydu. Elinde şarapla parmaklıklara dayandı. Öyle dalıp kaldı. Yaşlı adam gülümseyerek, “Sanırım bulutlara benzeyen saçları, yeşim renginde kolları özlemiş olmalısın” dedi. “Ben uzun zamandan beri sorup soruşturdum, girişimlerde bulundum. Karılarını buraya getirebilecek misin, bilmiyorum. Onun için sana bir şey söylemedim. Ama on gün ya da bir ay sonra bir haber gelmesi gerekiyor.”

Aradan altı ay geçti. Bir gün ansızın, yaşlı adam, erkek kadın hizmetçilerine bir oda temizlemelerini söyledi. Kendisi büyük bir telaş içindeydi. Çok geçmeden evin önüne üç küçük tahtırevan geldi. Bunların içinde adamın iki karısıyla bir hizmetçi vardı. Tahtırevanın perdelerini açarak aşağıya indiler. Ts’ui sevinçten çıldıracak gibi, onlara böyle nereden çıkıp geldiklerini sordu. Onlar da dediler ki: “Buraya gelmemiz ve yolda falan memura katılmamız için yolladığın haberi aldık. Fakat biz biraz ivedi davrandık, uzun zaman beklemek istemedik, onun için böyle ansızın çıkıp geldik. Evde, her şeyin yönetimini erkek kardeşlerimize bıraktık ve onlarla pirinçten gelen yıllık geliri altın yapıp bize yollamalarını kararlaştırdık.” Ts’ui hizmetçi kızı nerden aldıklarını sorduğu zaman kadınlar şöyle yanıt verdiler: “Mektubunda söz ettiğin memurun karıları birbirleriyle anlaşamadıkları için bu kızı gemide bize ucuza sattılar.” Ts’ui sevinçten titreyerek, yaşlı adama teşekkür etti. Dahası, yürek coşkunluğuyla gözlerinden yaş bile geldi. O andan sonra, ailesiyle birlikte yaşadı, bir daha eski evini barkını düşünmedi.

Birkaç ay sonra yaşlı adam Ts’ui’ye dedi ki: “Bu hizmetçiyi yol üstünde bulmuş olmanız, onun da sizi bu felaket anında bırakıp gitmemiş olması tanrı yazgısının bir işiymiş. Bu kız, karılarınızla birlikte hizmetinize bakmalı, siz de ölünceye dek onu bırakmamalısınız.”

Birkaç yıl sonra genel af çıktı. Ts’ui de memleketine dönme iznini aldı. Adam sevinçten uyumadığı halde, karılarının ve hizmetçi kızın üzüntüleri, ayrılık acıları, yüzlerinden okunuyordu. Ts’ui onları avuttu: “Bize yaptığı iyilikten dolayı ev sahibimize saygıda kusur etmeyin, bir gün ben de onun iyiliklerine karşılık elbet borçlarımı öderim.” Kadınlar hiçbir şey söylemediler. Hemen gidip Ts’ui’nin eşyalarını hazırladılar. Adam yola çıkmadan kısa bir süre önce, yaşlı adam şarap ve yiyecek hazırladı. Üç kadını dışarı çağırdı, onlara: “Bugün her şeyi açıklamalısınız,” dedi. Sonra da bilgine yalvarır gibi ellerini kavuşturarak şunları söyledi: “Ben bir yerüstü evliyasıyım. Bundan önceki yaşamımda, sizin rütbenizde bir memurdum; öldüğümde, aileme her türlü yardımı yaptınız, onları memleketime geri getirdiniz, bu yaptığınız iyiliği hiç unutamam. Bu kez siz de sevdiklerinizden ayrılınca, iyiliği hiç unutamam. Bu kez siz de sevdiklerinizden ayrılınca, doğal olarak ben de size yardım etmek istedim, ama arada dağlar, ırmaklar vardı…

İki zavallı kadın kalkıp buralara nasıl gelebilirdi. Düşündüm, taşındım, sonunda çiçeklerin ruhlarını yanıma çağırdım, hizmetçi kız önce sizin eve gitti. Orada altı ay kaldı. Gizliden gizliye evinizin gidişatını gözetledi, konuşulan şeyleri dinledi, ailenin bütün sırlarını öğrendi. Orada gördüğü şeyi yineleyecek biçimde belledi. Bu kız, evinize ait her şeyi haber verebileceği için siz de kuşkuya düşmediniz. Bu üç kadın kardeştir. Onun için birini ötekilere hizmetçi olarak verdik. Üçü de hayalettir; artık onları düşünmeyin. Memleketinize döndüğünüz zaman göreceksiniz ki bu kadınların gerçek karılarınızdan hiç farkı yokmuş.”

Bilgin, yaşlı adama rica etti. Üç kadını da birlikte götürmek istedi. Fakat yaşlı adam dedi ki: “Her ruhun bir çevresi vardır. Bir süre için o ruh, kendi çevresinden ayrılabilir. Ama uzun zaman için olamaz bu.” Üç kız bilginin ellerine sarıldılar, onunla vedalaştılar, göz yaşları adamın giysisini ıslattı. Sonra üçü de birdenbire gözden yittiler. Bilgin kayığa bindiğinde üçünün uzakta, kıyıda durduklarını gördü. Eliyle onları çağırdı, ama onlar gelmediler.

Evine vardığında, karıları, Ts’ui’ye durumlarının günden güne bozulduğunu; ancak kendisinin gönderdiği parayla bugüne dek yaşayabildiklerini söylediler. Doğallıkla bu da o yaşlı adamın bir iyiliğiydi.

Bu dünyada sevdiklerinden ayrılan bütün insanlar böyle bir yaşlı adama raslasalardı ayrılık acısı olmazdı. Bu öyküyü yazan der ki: Anlatılan doğrudur. Yerüstü evliyaları Kuang-tung’da olduktan sonra başka yerde de olabilir. Yaşlı Tung’un bu kerametini, elbette öteki evliyalar da gösterebilirler. Başka bir insanın böyle bir evliyaya raslamamasının nedeni, kimsenin ona ilk yaşamında iyilik etmemiş olmasıdır. Bunun için yerüstü evliyası kerametini göstermek istemiyor.

Çin Öyküleri, Dünya Klasikleri, Çeviren: Hayrinüsa Boratav, Cumhuriyet Kitapları, sayfa 102-105.

https://www.nadirkitap.com/cin-oykuleri-dunya-klasikleri-kitap14113393.html

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

erol anar
error: Content is protected !!