Ulus devlet aslında giderek birçok özelliğini ve etkisini yitiriyor görünmektedir. Sabah Brezilya kahvesi içen, öğlende Mc Donalds’a giden, akşam ise Hollanda birası eşliğinde Güney Kore yapımı Samsung televizyonunda, dünyanın öbür ucundaki futbol maçını izleyen, Çin’de yapımı ayakkabıyı giyen, elindeki mobil telefonun markasının merkezi Japonya olan, Amerikan yapımı içecek içen, yeme kültüründen konuşma kültürüne her şeyi değişmiş bir insan nasıl bir ulusa ait olabilir bugün?
Modern insan ve yakın akrabalarının türü olan Homo türünün tarihi aşağı yukarı 3 milyon yıl önceye uzanır. Peki 3 milyon yılda yalnızca 5200 yıl devlet […]
Bu arada sivil toplum örgütleri de konuya toplumsal duyarlılığı arttırmak amacıyla yürüyüşler düzenliyor ve çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyorlar.
Bir de kayıt altına alınmayan ve dolayısıyla bilinmeyen tecavüz olayları var ki, bunların sayısının da fazla olduğu tahmin ediliyor. Bazı vakalarda ise kurbanlar toplu tecavüze uğruyorlar.
Yine kadınlara yönelik şiddet de görülüyor bu kıtada.
Güney Amerika’da tecavüz olayları yaygındır. Kadınların bazıları henüz daha ergen çağlardayken, uyuşturucu ilaçlar da verilerek cinsel taciz ve tecavüz kurbanı oluyorlar. Arjantin’de bulunan Tecavüz Kubanlarına Yardım Organizasyonu’ndan Maria Elena Leuzzi, “Bu konuda çalışmaya başladığımda uyuşturucu kullanılarak yapılan tecavüz olayları azdı, bugün çok sık rastlanan bir olaya dönüştü. Bu maddeleri elde etmek de son derece kolay.” diyor.
Biz orada ırmak kenarında sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini bilmezdik. Bize akşam olduğunu, hava daha tam kararmadan sürü halinde uzaklara doğru uçan ve kim bilir nereye giden kargalar haber verirdi. “Gaaaak!”, “gaaaaak!” diye o boğazlarından taşan keskin sesleriyle çığlık çığlığa bağırarak uzaklaşırlardı. İşte o zaman akşam olduğunun farkına varırdık. Çünkü kargalar bir sabahları çok erkenden, bir de akşamları
birlikte sürü halinde uçarlardı genellikle. Akşamları Teşvikiye tarafına doğru uçarlardı. Sanırım oralarda bir yerde yuvaları ve onları bekleyen yavruları vardı.
Ateşten korkanlar vardır. Ateşi uzaktan seyredenler, ondan kaçanlar… Bir de ateşi tutanlar vardır. Onlar yalnızca bilinçli bir tercihle tereddütsüz ateşi avuçlarlar. Ve onlar avuçlarını yakan ateşi, toplumsal direnişleri tutuşturan yangınlara dönüştürmeyi iyi bilirler.
Sparta’da “Apella” adı verilen meclislerin üyesi Ephorlar, her yıl köle Helotlar’a savaş ilan ediyorlardı. Sparta’da devlete bağlı Krypitia (gizli örgüt), Helotları acımasızca öldürüyordu. İ.Ö. 464 yılında Helot isyanlarının en büyüğü gerçekleşiyor ve Sparta yönetimi azat edilme vaadiyle 2 bin Helot’u katlediyordu.
Yayınevinin “denetimi”nden geçerek matbaaya ulaşmayı başarmış bir kitap bu kez de matbaacının denetimine takılabiliyor. Çoğu matbaacı da “sakıncalı” yazarların “sakıncalı” görüşlerini içeren yapıtlarını basmayı reddedebiliyor. Kimi zaman matbaacılar da büyük boyutlara ulaşan para cezalarıyla karşılaşabiliyor.
İnsan haklarının bir sınırı var mıdır? İnsan haklarının bir sınırı olduğunu söyleyemeyiz bence. Çünkü insan ve onun düşünsel gelişimi sınırsızdır. Eğer bu böyleyse insan hakları kavramı da sınırsız olmalı ve devamlı değişim ve gelişime açıktır. Bu, insanlığın gelişimiyle paraleldir aynı zamanda.
Burada denge şudur birey isteğini yapar, istemediğini yapmazken: Bir başkasını olumsuz olarak etkilemeyecek her tür eylemi yapma hakkına sahiptir. Toplumsal sorumluluklarını yerine getirmesi için zorlanamaz. Yerine getirmezse toplumsal sorumluluğunu, o zaman kendi sorumluğunu kendi taşımak zorundadır.