Derin uzayda sürekli bir hareket, oluş ve yok oluş var. Bir belgeselde, bir kitapta uzay yolculuğuna çıktığımda içimdeki evrenin, beynimdeki düşüncelerin de genişlediğini hissediyorum. Bu muazzam büyüklük karşısında bir hiç olduğumu anlarken, aynı zamanda var olmaktan, yasamaktan da aldığım zevk ve küçük mutluluklar da giderek artıyor.
Category: Felsefe
Gerçek Tutkusu ve Derin Sular
İşte burada başkalarının benim hakkımdaki düşünceleri önemini yitirdiği için, kendimi kanıtlama eylemine de gerek kalmıyor. Bu noktada kendime daha çok yaklaşabiliyorum. Gerçek ve hakikate de. Bu noktada sular daha da derinleşiyor. Ve suyun altında nefesini tutarak daha fazla kalabiliyor, daha derinlerindeki manzarayı görebiliyorsun.
Özgürlüğünün Bir Kısmını Verirsen, Onu Tümden Yitirirsin
İnsan yapayalnızlığında tıpkı bir ordu gibi çoğalabilir ve bundan aldığı güçle topluma, sisteme her şeye karşı ayakta durabilecek güce erişebilir.
Eğer insan kendi gerçeğini, hakikatini arıyorsa bunun verdiği güçle ayakta durmayı başarıyor ve yalnız yürümekten mutsuz da olmuyor. Aksine bundan mutluluk duyuyor. Ben de yalnız yürümekten mutluyum.
Evrendeki Sonsuz Değişim ve Değişmeyen Paradigmamız
Tek bir kitap, hatta tek bir cümle, hatta özgürlük gibi bir kelime bile yeri gelir, sizin kafanızda bir ömür boyu oluşturduğunuz paradigmayı iflas ettirmeye yeter. Bu aslında uzun bir sürecin bir anda ve bir noktada patlamasıdır.
Sartre ve Foucault Üzerine (1)
Foucault günümüzde postmodernist bir düşünür olarak nitelenirken, Sartre ise modernizmin belki de son temsilcisi olan bir entelektüeldir. Farklılıkları ile birlikte iki entelektüel de özgür ve sömürüsüz, özgürlükçü bir dünya istediler ve bunun için uğraşı verdiler.
Her şey Bir Kurmaca ve Varsayımdan İbarettir
Bu noktada kişi artık aldatmacanın kendisini gerçek sanmaktadır. Zaman içinde aldatmaca gerçeğin kendisine dönüşmüştür bu kişi için. Tam bir yanılsama yaşamaktadır. Ve aldatmaca yeri gelir gerçekten çok daha güçlü olur bu giderek fanatikleşen kişi için.
Gerçeği ve Hakikati İsteyen Kaç Kişi Var ki?
Benim mahallem özgürlük mahallesi, tüm insanları kapsayan ve sonsuzluğa açılan özgürlük bahçesi. Orada her şey gerçek ve hakikatten oluşuyor. Kendini kandıran, gerçeğe gözlerini kapayan, sorgulamayan, her şeye inanan, hatta inanmak isteyenler değil; gerçekten özgür, eşit ve kahramanlara inanmayan insanlar var orada.
Devrim ve Özgürlük (1)
İşin ilginç yanı devrimler özgürlük için yapılmıştır, özgürlük bayrağı en önde açılır. Halk özgür olmak için devrim yapar. Ama devrimden sonra egemen olan kesim, parti, grup her neyse hemen ilk iş olarak ironik bir biçimde halkın özgürlüğünü kısıtlar, onu devrilen rejimden daha geriye götürür. Burada bir istisna belki Paris Komünü’dür. Onun dışında tüm devrimler sonuç olarak özgürlüğü kısıtlamış ya da özgürlüğü kısıtlayanların iktidarına boyun eğmişlerdir. Bu sonuç ironiktir.
Doğruyu Söylemek de Taşımak da Zordur
Doğruyu Söylemek de Taşımak da Zordur. Çünkü o ağırdır. Ona inanmayan insan onu taşıyamaz. İnansa da ancak büyük çabalarla taşıyabilir sonuna kadar. Bunu da az sayıda insan başarır.
İnsan Üzerine Notlar
İnsan dinlerin, ideoljilerin, aydınlanmanın yükselttiği yerine layık olmayan bir canlıdır. O kirlidir, tepeden tırnağa. Kendi kanıyla kirlenmiştir. Kendi kanıyla yıkanmıştır. Onu oradan indirip temizlemek ve kutsallaştırmamak, tekleştirmemek, yeniden doğaya ve evrene kazandırmak gerekir. Onun yeniden insanlaşmasının tek yolu budur: Uyum, evrene, flora’ya ve fauna’ya uyum.