Oysa ben cebimde cevapların sınırlılığı ve ağırlığıyla değil, soruların verdiği sonsuz hafiflikle gezmek istiyorum artık. Soruları çıkarıp, hiç kolaycı çözümlere yönelmeden, tıpkı bir koyunu çengele asar gibi, onları odamın tavanına asmak ve günlerce etraflarında yürümek istiyorum.
İşte böyle dostum, her gün içimdeki sonsuz kapılardan birisinin anahtarını ele geçirirsem mutlu oluyorum. Bence sözü edilen büyülü mutluluk araştırması bu. Her anahtar beni daha mutlu ediyor.
Bir tuğla aslında yapıdaki kendi yerini almadığında aslında hiçbir şeydir. O, hiçbir işe yaramayan yalnızca yer işgal eden işlevsiz bir nesnedir. O ancak, bir yapının kendine düşen yükünü taşıdığında anlamını bulmuştur. İşte bir insan da hayatın içinde kendi rolünü oynamadığında hiçbir şeydir. O insanda tıpkı bir kenara atılmış bir tuğla parçası gibi işlevsizdir. Hayatı değiştirmekten ve dönüştürmekten yoksundur, edilgendir.
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihat ile tamamlarmış, etrafına anlattığında, “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insani daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.
Zapatistalar son yıllarda insan hakları, kültür ve politik yönde çalışmalara da ağırlık veriyorlar. Örneğin bu etkinliklerden birisi “Barış, adalet ve onur için yaşayan sesler.” Müzik konserlerinden sanatsal sergilere kadar birçok etkinlik yapılıyor. 2011 yılında, Şair Javier Sicila’nın başlattığı barış yürüyüşüne destek verdiler ve 20 bin Zapatista yürüdü.
Zapatistalar hâlâ bir güç, Chiapas eyaletinde mücadele yürütüyorlar. Gerillalar, son olarak 2007 yılında Chiapas eyaletindeki bir hapishaneye saldırdılar. Adaletsizlik, sömürü,neoliberalizm ve baskı olduğu sürece EZLN’ler ve halk hareketleri de olacaktır.
Özellikle Brezilya’da topraksız köylüler hareketi, aileleriyle birlikte milyonlarca kişiden oluşuyor.
Bundan beş-altı yıl önce Brezilya’da yaşadığım kente biraz uzakta kalan bir çiftliği ziyaret etmiştim. Topraksız Köylüler Hareketi (MST) üyelerinin bazılarını tanıyan Brezilyalı bir sosyolog arkadaşımın aracılığıyla oraya gitmiştim. Bu bir komün çiftliği idi ve Topraksız Köylüler Hareketine (MST) aitti. Çiftliği topraksız köylüler işgal etmiş, daha sonra da üyeler arasında kamulaştırmışlardı.
Fransız düşünür Jean Baudrillard’a göre, tüketim toplumu, tüketicinin ihtiyaç ve talepleri tarafından değil, aşırı üretim kapasitesi tarafından yönlendirilir. (Baudrillard: “The Consumer Society”, s. 41)
Bu mekânlarda, insanlar arasında sosyal bir ilişki biçimi yoktur özünde. Çünkü insan bir “şey”e dönüşmüştür, o artık algılamadan tüketen bir makinedir. Buralarda dolaşan, oturan, tüketen insanlar birer ada olarak bulunurlar.
Burası nesnelerin, insanları tutsak ettiği alanlardandır.
Bundan sonra Paraguay ile ABD ilişkilerinin güçleneceğini söylemek için kâhin olmak gerekmiyor. Paraguay’da Venezuela gibi petrol yok; bu yüzden Paraguay, Venezuela kadar önemli olmasa da, yine de ABD’ye “arka bahçeye” yeniden girişi sağlıyor. Fernando Lugo, Chavez ve Morales ile hareket ediyordu genel olarak. Chavez öldü, Paraguay’da tekrar muhafazakâr parti iktidara geldi ve Güney Amerika’da domino taşlarının yerleri ABD lehine değişmiş oldu.
Paraguay’dan dönerken Perla’nın “Mi Terra (Benim Toprağım) adlı şarkısı kulaklarımızda yankılanıyor:
“Üç renkli bayrağımı taşıyarak
Hep mutlu yaşayacağım.
Yüce gökyüzü kırmızı, beyaz ve mavi renklerle bezeli
Paraguaylı yerli Amerikalı olmanın onuruyla…”
İnsanlar öldürülecek, su ve gaz yiyecek, coplanacak sonra da sokağa çıkıp bunu protesto edince “kışkırtılmış olacaklar.” İnsanlar robot değiller.
İsteniyor ki, ölümler de protesto edilmesin, köle gibi tam olarak itaat edilsin. İktidar yanlısı medya mensuplarının çoğu ise, kendi çıkarlarını kaybetmekten korkuyor. Çünkü tersi durumda, birçok gazeteci gibi işten atılabilir ve televizyon programları sona erebilir.
Çıkarın çek defterlerinizi!
Yazın oraya 100 bin ölü can!
Yazın oraya 1 milyar dolar!
Yoksul genç ölüleri gömmekten ve elleriniz yazmaktan yoruluncaya kadar yazın efendiler!..