Çerkes Halkı inkar, ırkçılık ve asimilasyon politikaları sonucunda yok oluşun eşiğine gelmiştir. İnsanlık tarihinin ortak mirası, dünyanın en zengin alfabesine, en çok sessiz harfe sahip dili “Ubıhca” Anadolu topraklarında yok oldu. Anayasanın ruhu Çerkes Halkı’na ve benzeri durumdaki diğer halklara “pozitif ayırımcılık” ilkesini tarif ve kabul etmesi ile belirlenecektir. Pozitif ayırımcılık; insanlık tarihinin ortak hazinelerine sahip çıkması gereğinden ötürü eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasada yer almalıdır.
“Öteki kimdir? Öteki, ‘bizden olmayandır.’ Öteki, ‘ben, sen ve onun’ dışındakidir. Öteki, dışarıda olan, marjinal insandır. Öteki, azınlıkta olandır. Öteki, daima kimliksizleştirilmeye çalışılandır. Sarayların, konakların görkemli odalarında üretilir, onlar için yeni ihanetler.
Öteki, daima ihanete uğrayandır.
Onlar dünyanın ve Türkiye’nin ‘bizden olmayan’, ‘ötekileridir.’
Biz Çerkeslerin 19. Yüzyılda Rus-Çerkes savaşları sonrası soykırımdan geçirilerek Osmanlı topraklarına sürgün edilmiş bir halk olduğumuzun, ulusal “krar anavatanımıza dönme konusunda RF (Rusya Federasyonu) ile amarelecer başlanması, anavatana dönüş sürecinin devlet tarafından desteklenmesi öncelikli taleplerimizdir.”
Sonuçta sadece devlet insanları kategorize ederek, onların düşünce özgürlüğünü engellemiyor. Bunu “aydın” insanlar da yapıyor. Onların çoğunun kafasında da, devletin verdiği önyargılar ve resmi ideolojinin izleri duruyor. Ve insanları bu bakış açısıyla yargılıyor, “öteki mahalle”ye sürgün ediyorlar.
Bir deniz yıldızı öyküsü duymuştum: Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla birşeyler atan birisine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin sahile vurmuş deniz yıldızlarını okyanusa geri attığını fark eder ve, “Niçin bu deniz yıldızlarını okyanusa atıyorsunuz?” der. Topladıklarını hızla okyanusa atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için.” yanıtını verince, adam sakinlikle şöyle söyler:“İyi ama, burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini okyanusa geri atmanıza imkan yok. Hem sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” Yerden bir deniz yıldızı daha alarak okyanusa atan kişi, “Bak onun için çok şey değişti.” yanıtını verir.
İnternetin bu kadar yaygın olduğu ve iletişimin olanaklarının genişlediği söylenen bu çağda, kırmızı muz olduğundan haberiniz var mıydı? Açıkçası benim Brezilya’ya gidene kadar bundan haberim yoktu. Brezilya’da 42 çeşit muz var ve kırmızı muz da bunlardan birisi.
Dostoyevski genç yaşında ilk kitabı olan “İnsancıklar”ı yayınladığında Rus edebiyat dünyasında büyük bir ilgi ve övgüyle karşılaştı. Ȍzellikle zamanın ünlü edebiyat eleştirmeni Belinski onu yere göğe koyamadı. Fakat daha sonraki kitaplarından bazıları yayınlanınca da aynı eleştirmenler onu yerin dibine soktular. Oysa Dostoyevski aynı kişi idi, yapıtı farklı olsa da, aynı çizgide edebiyat serüvenini sürdürüyordu. Dostoyevski ölene dek edebiyat eleştirmenleri ve diğer yazarların eleştirilerinden sıkıntı çekti.
İnterneti tamamen denetim altına almak ve onun getirdiği özgürlüğü yok etmek olası degildir. Çin’de internet yasaklarına karşı gizli yeraltı internet kafeler var.
Ȍyleyse artık medya sensin, ne yazılı basına ihtiyaç var, ne de yalanın sözcüsü televizyon kanallarına. Yeni çağ kendi medyasını da yarattı. Bu kaos ortamında, yolda yürüyen insan, artık yazılı ve görsel basındır; bu insanın elindeki cep telefonu da sisteme karşı bir silaha dönüşebiliyor.
Toplumların tarihine baktığımızda, kaos dönemlerinin arkasından insanların daha özgür ve önceye göre daha çok haklara sahip olduklarını görebiliriz.
Bundan yıllar önceydi, Ankara’da Çankaya Belediyesi Mithatpaşa konferans salonunda “Gözaltında Kayıplar Sempozyumu” yapılacaktı. Sempozyum, iki gün boyunca çeşitli etkinlik ve bildiri sunumlarıyla sürecekti. Bu amaçla her yerden sempozyuma katılmak üzere insan hakları aktivistleri ve kayıp yakınları gelmişlerdi.
İstanbul’dan da Ragıp Zarakolu ve diger arkadaşlar gelmişlerdi. Onunla ikimiz, İnsan Hakları Derneği (İHD) merkez yönetim kurulu üyesi idik. O gün akşama dek çalıştık ve sempozyumu izledik. Akşam olunca, ertesi gün buluşmak üzere herkes dağıldı.
1996 yılında dilimi güçlendirmek altı aylığına Londra’ya gitmeye karar vermiştim. Bu amaçla hazırlık yapmıştım. Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye’deki ilk üyelerinden birisiyim. O zamanının Af Örgütü Türkiye Masası Temsilcisi Jonathan Sugden bana kurum adına bir davetiye yollamıştı. Bu süre içerisinde hem Af Örgütü’nde gönüllü olarak çalışacak, hem de dil kursuna gidecektim. Londra’da yaşayan çocukluk arkadaşım Can ise bana hem davetiye yollamış, hem de bir dil kursuna kaydımı yaptırmıştı. Daha önce kendisini Londra’da ziyaret etmiştim. İşyerimden de ücretsiz izine ayrılacaktım. Yine Londra’da yaşayan İskoç bir arkadaşımdan da davetiye gelmişti.
Bütün belgelerim hazırdı.