Hep hayatın kısa olduğundan söz ederiz, şikâyet gibi. Ama bazen çok uzun gelir bize hayat. Özellikle de zor bir hayatınız varsa. Sokakta yaşayan bir insanı tanımıştım yıllar önce. Daha doğrusu onu sokakta yaşamaya başlamadan önce tanıyordum. Kızılay’da dolaşır eski tanıdıklarından bir bira parası dilenirdi. Ara sıra karşılaşırdık. Bir gün ona nasıl olduğunu sorduğumda bana şöyle demişti: “Bu kötü film bir an önce bitse de kurtulsam. Hayat çok uzun…”
Kentte diz boyu kar vardı ve yağmaya da devam ediyordu. Daha sonra beni kalacağım eve götürdüler. İki hafta süresince bu evde misafir olacaktım. Ev sahibi bir tarih profesörü idi, karısı ise hemşire bir Rus idi. Ev sahibimin, -sonradan bana gösterdiği-, bu kent ile ilgili tarihsel bir kitabı da yayınlanmıştı. On altı ve on yedi yaşlarında iki kızları vardı. Bana kalacağım odayı gösterdikten sonra evi gezdirdiler, çok içten davrandılar.
Düşler, düş olarak kaldıkça, bir süre sonra bizi yaralayan bumeranglara dönüşüyorlar. Bumerangı, yani düşümüzü gelecekte gerçekleştirmek üzere ileriye doğru fırlatıyoruz, fakat genellikle o yolda adımlar atmadığımız için, o bumerang dönüp yüzümüzde patlıyor.
Zaten kravat takmayı sevmezdim. Ama o kravatı görünmez bir biçimde hâla boynumda taşıyorum: İnsanların ne kadar küçük şeylere tenezzül edebilecekleri dersiyle birlikte. Ve hayatım boyunca böyle küçük şeylere tenezzül etmemiş olmanın kıvancıyla.
Zaman zaman okurlarımdan mesajlar alırım, kendilerine kitap tavsiye etmemi ve de beni etkileyen kitapları öğrenmeyi isterler. Bazı okurlarımın beğendiğim, sevdiğim kitapları öğrenmeyi isteyecek kadar bana önem verdiklerini görmekten mutlu olurum. Bu yüzden böyle sorularla sık sık karşılaşınca, böyle bir yazı kaleme almaya karar verdim. Tabi bu yazı, sevdiğim ve beni etkileyen kitaplar konusunda çok yeterli olamayacak. Çünkü o kadar çok yazar ve filozof var ki sevdiğim, böyle bir yazıda hepsinden söz etmem mümkün değil.
Oysa ben cebimde cevapların sınırlılığı ve ağırlığıyla değil, soruların verdiği sonsuz hafiflikle gezmek istiyorum artık. Soruları çıkarıp, hiç kolaycı çözümlere yönelmeden, tıpkı bir koyunu çengele asar gibi, onları odamın tavanına asmak ve günlerce etraflarında yürümek istiyorum.
İşte böyle dostum, her gün içimdeki sonsuz kapılardan birisinin anahtarını ele geçirirsem mutlu oluyorum. Bence sözü edilen büyülü mutluluk araştırması bu. Her anahtar beni daha mutlu ediyor.
Hayatın kendine özgü işaretleri vardır. Birden karşınıza çıkıverir ve şaşırırsınız. Bunlar öyle işaretlerdir ki, gerçekleşmesi milyarda bir olasılık dahilindedir. Bu işaretlerin özel bir anlamı olduğunu […]
1998’de İnsan Hakları Derneği’ni (İHD) temsilen uluslararası insan hakları sorunları konulu üç haftalık bir insan hakları etkinliği programı için Kanada’nın Quebec eyaletine gittim. Ankara’dan Yıldız […]
Sonuçta sadece devlet insanları kategorize ederek, onların düşünce özgürlüğünü engellemiyor. Bunu “aydın” insanlar da yapıyor. Onların çoğunun kafasında da, devletin verdiği önyargılar ve resmi ideolojinin izleri duruyor. Ve insanları bu bakış açısıyla yargılıyor, “öteki mahalle”ye sürgün ediyorlar.
Bir deniz yıldızı öyküsü duymuştum: Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla birşeyler atan birisine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin sahile vurmuş deniz yıldızlarını okyanusa geri attığını fark eder ve, “Niçin bu deniz yıldızlarını okyanusa atıyorsunuz?” der. Topladıklarını hızla okyanusa atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için.” yanıtını verince, adam sakinlikle şöyle söyler:“İyi ama, burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini okyanusa geri atmanıza imkan yok. Hem sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” Yerden bir deniz yıldızı daha alarak okyanusa atan kişi, “Bak onun için çok şey değişti.” yanıtını verir.