Ancak siyasal iktidar bireyin beynini manipüle edip onu dönüştürürken, bunu sadece devletin ya da siyasal iktidarın araçlarıyla sınırlı kılmaz. O noktada mikro iktidarlara da ihtiyaç duyar. Mikro iktidarlar da bireyin itaatini ve sadakatini oluşturan nüveleri işlerler. Ve bunu bir kez değil sürekli olarak işlemek zorundadırlar. Yoksa büyü bozulabilir.
Peki herkes farklı düşünürse nerede ve nasıl birleşebiliriz? Bence birleşebileceğimiz tek nokta özgürlük noktasıdır. Herkes bir diğerinin özgürlüğüne saygı gösterdiğinde, aslında kendi özgürlüğünü de garanti etmiş olur. Eşitlik içeren özgürlüktür bizi biraraya getirebilecek tek şey. Çünkü o dayatmaz, köleleştirmez ve ileriye götürür.
Şöyle bir düşünelim, yüzde yüz aynı düşünen iki bireyi ele alalım – böyle bir şey mümkün değildir aslında. Bunların ideolojileri, tuttukları parti, futbol takımı aynı olsun. Hatta zevkleri de aynı olsun. Yine de bunları ayıran birçok şey olabilir. İkizlerde de aynı şekilde. Her birey benzersizdir, içsel anlamda tektir, eşsizdir o.
Elbette sonuçta özgür bir toplum kendi deneyimleri, hataları, eksikleri ve fazlalarıyla yaşanarak oluşacaktır. Onu önceden planlamak, kâğıt üzerinde oluşturmak olası değildir. Ancak bazı düşünceler ileri sürülebilir. Ama bu düşünceler kesinlik içerecek biçimde olamaz.
Buradaki yanılsama, insanlara özgür olduğu yanılsamasını vermektir. Özgürlük ile eşitliğin yan yana ve ayrılamaz şekilde birbirine bağlı olduğu unutturularak, özgürlüğün içeriği boşaltılmıştır. Özgürlük aynı olanaklara sahip insanların farklı tercihleri sonucu ortaya çıkar. Çağdaş kölelik ve eşitsizlik üzerine kurulu bir sistemde kimse özgür olamaz. Bu olanaklara sahip olanlar dahi.
İşte proletarya diktatörlüğü olsun, ister bürokratik parti diktatörlüğü, siyasal iktidarı kendi amaçları için ele geçirmek hedeflenindiğinde bu sonuç kaçınılmaz olacaktır. Bunu değiştirebilecek tek şey şuydu: Devleti işgal etmek yerine, Foucault’nun dile getirdiği şekliyle onu ortadan kaldırmak belki farklı bir sonuca yol açabilirdi. Bu ise sadece siyayal iktidarı hedefleyen, mikroiktidarları bilmeyen, görmezden gelen, proletarya diktatörlüğü ya da komünist parti diktatörlüğünden başka bir hedefi olmayan, devleti işgal etmeyi amaçlayan Marksizm ve Leninizm’in tam tersidir.
Anlamı, siyasal iktidar makinesi güçsüzlüğe tahammül edemez. Güçsüz kalındığı anda liderin yerine birçok kişi talip olur. Hem de en yakınındaki insanlardan başlayarak. İktidar makinesi böyle işler. Burada sadakat, merhamet ve vicdan, ahlâk gibi duygu ve kurallara yer yoktur. Her şey mübahtır onu ele geçirmek için. Bu makineyi ele geçirmek için yıllarca omuz omuza aynı dünya görüşü çerçevesinde savaşan insanlar, bir anda düşman kesilirler birbirlerine.
Parti, iktidarda olmayı, yalnızca kendi çıkarı için istiyor. Başkalarının iyiliği bizim umurumuzda değil, bizi ilgilendiren yalnızca iktidardır. Servet, lüks, uzun yaşamak ya da mutluluk değil, yalnızca iktidar, salt iktidar. Salt iktidarın ne demek olduğunu birazdan anlayacaksın.
Dış tehdidin içeride daha sıkı kenetlenmeye yol açtığı fikri ise, gruplar arası ilişkilerin fonksiyonel geleneği ile bağlantılıdır (örn. Coser, 1956). Klasik gerçekçi çatışma alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Sherif (1973), erkek çocuklar gruplar arası çatışmayı tırmandırmak için grup düzeninden gruplar arası rekabete kaydıklarında, saldırgan liderliğe verdikleri desteğin de arttığını kanıtladı.
Çoğu zaman yapılan ince düzenlemelerle insanların davranışlarını yönetmek mümkün ya da başkalarının davranışlarını zararlı sonuçlar doğurmayacağı biçimde davranmak vesaire… İşte benim incelemek istediğim tam da bu yönetimsellik alanı.