Okuma kültürüne sahip insanların büyük çoğunluğunun okuma, kitap okuma alışkanlıklarını kaybettiğini gözlemleyebiliyorum. İnsanlar en fazla internette gazete haberleri, haber siteleri ve güncel köse yazarlarını okuyorlar. Oradan kendi Facebook ya da whatsup sayfalarındaki mesaj ve yorumlara bakıyorlar. Bunun dışında da açıp bir kitap okumaya, hatta düşünmeye bile fırsat bulamıyor, zamanları kalmıyor.
Ertesi gün pazardı, yataktan kalktığımda canım çok sigara istiyordu. Ama yapacak birşey yoktu. Bir gün daha dayanacaktım. Helen o gün iki arkadaşı ile pikniğe gidecekti beni de davet ettiler. Kızarmış tavuk ve meşrubat götüreceklerdi. Ben de onlarla beraber gittim. Alexandria adlı küçük ve güzel bir sahil kasabasına gittik. O gün kasaba çok kalabalıktı: piknik yapanlar, gezenler…
İşte Occam’ın usturasını elimize alarak “Unsurlar gereğinden çok çoğaltılmamalıdır.” ilkesinden hareketle “İkili ilişkiler ister gerçek hayatta, isterse sanal ortamda olsun gereğinden çok çoğaltılmamalıdır.” ilkesini uygulayabiliriz. Vururuz usturayı kesip atarız ilişkinin bizi saran iplerini. Böylece daha özgür ve rahatlamış hissederiz kendimizi de.
“Efsaneye göre, Eddington toplantıdan çıkarken başka bir bilim adamı onu durdurarak sordu, ” Bir söylentiye göre dünyada Einstein’ın kuramını anlayan yalnızca üç kişi varmış. Siz onlardan biri olmalısınız.” Eddington sesini çıkartmadan durunca, bilim adamı ilave etmiş, “Tevazu göstermeyin, Eddington.” Eddington omuz silkmiş, “Hiç de öyle değil. Ben üçüncünün kim olabileceğini düşünüyordum.”
“Nanoteknolojinin taraftarları, 2100 yılına kadar çok daha güçlü bir makine tasavvur ediyorlar: Her şeyi yaratma yeteneğine sahip bir moleküler birleştirici ya da “çoğaltıcı.” Muhtemelen bir bulaşık makinesi bir tıklattığinde olacak bu makineye temel hammaddeleri atacaksınız ve bir düğmeye basacaksınız. Trilyonlarca nanorobot hammadde üzerinde çalışmaya başlayacak…”
Kuşkusuz bir insan büyük bir yazar ya da sanatçı olabilir. Ama önemli olan, bir sanatçı ya da yazar olmaktan çok yaşam serüvenini onurlu, dürüst, adaletsizliğe boyun eğmeyen bir insan olarak tamamlamaktır bence. Sadece bir sanatçı olarak değil, bir insan olarak hatırlanmak da önemlidir. Evet bir yanda kudretli diktatör ellerini arkaya kavuşturmuş ve gücünün verdiği özgüvenle tepeden bakarak vaaz veriyor. Yazar ise mahçup, korkuyor ve güce taparak ellerini önünde kavuşturmuş.
Politik bilinçten yoksun bilinçsiz kitleler, devlete değil, onun politikalarıyla birbirlerine yőnlendirilir. Los Angeles ayaklanmasında olduğu gibi. O ayaklanmada finans kapitalin simgeleri değil de, Koreli ve diğer azınlıkların küçük dükkânlarının hedef seçilmesi, yağmalanması bu politikanın bir ürünüdür. Ezilenlerin, sosyal, ırksal ve sınıfsal açıdan, bunun sorumlusu olan devlet yerine, diğer bir ezilen grubu hedef alması bu tür olaylarda sık sık gőrülmektedir.
Montevideo, yaşam kalitesi ve güvenlik açısından dünyanın en güvenli otuz kentinden birisi olarak seçilmiş. Zaten Uruguaylılarla konuştuğunuzda, hemen ülkelerinin ne kadar güvenli olduğundan söz ediyorlar. Haklılar da, ama Uruguay çok küçük bir ülke. O yüzden çevresindeki diğer ülkelere göre daha güvenli. Bu kent aynı zamanda bir kongre merkezi.
Çocuk, yaşlı, kadın, erkek birçok dilenci otobüse biniyor, dilendikten sonra başka bir durakta iniyorlardı. Yoksul mahallelerden geçiyordu otobüsümüz. Geçmişte buraları, muhtemelen Tupamaroların örgütlendiği alanlardı. 1960’lardan sonra Tupamarolar, banka ve büyük şirketleri soyarak, tıpkı Robin Hood gibi elde ettikleri parayı gecekondularda (Barrio bajo) yaşayan yoksul halka dağıtıyorlarmış.
Yine Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’yu da çok severim. En son Venezuela Devlet Başkanı Chavez, uluslararası bir toplantıda karşılaştığı ABD Başkanı Obama’ya, Galeano’nun ünlü “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı kitabını hediye etmişti. Yine Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’yu da çok severim. En son Venezuela Devlet Başkanı Chavez, uluslararası bir toplantıda karşılaştığı ABD Başkanı Obama’ya, Galeano’nun ünlü “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı kitabını hediye etmişti.